Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF), Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’te kurulmuştur. Bu (parti), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi (partisi) olup, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve Türkiye’yi modern bir ulus-devlete dönüştürmeyi amaçlayan kadroların partisi olarak ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kuruluş Süreci:
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden CHF’ye
1919’da kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenmesini sağlamıştı.
Savaş kazanıldıktan sonra, bu cemiyetin yerini alacak bir siyasi parti kurma fikri ortaya çıktı.
1923 yılında Atatürk ve arkadaşları, cemiyetin siyasi bir fırkaya dönüşmesini kararlaştırdı.
Halk Fırkası’nın (CHF’nin) Kuruluşu:
9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla resmen kuruldu.
10 Kasım 1924’te “Cumhuriyet Halk Fırkası” adını aldı.
Partinin ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk’tü.
1927’de parti ilk defa bir program yayınladı.
İlkeler ve Program:
CHF, Atatürk’ün devrimlerini gerçekleştirmek için bir araç oldu.
1931’de Altı Ok olarak bilinen ilkeler belirlendi: Cumhuriyetçilik, Uluşçuluk, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik.
1935’te “Cumhuriyet Halk Partisi” adını aldı.
Gelelim şimdiki CHP algısına:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kökleri, milli mücadele ruhuyla, yokluk içinde var edilen bir ülkenin temel direklerini atan kadrolara dayanır. Ancak günümüz CHP’sine baktığımızda, o fedakâr ve savaş meydanlarında şekillenen ruhun yerini, rahat koltuklarda oturan, sadece teoride devrimcilik oynayan, pratiğe gelince elini taşın altına koymayan bir güruh almıştır.
Bugünün CHP’si, yönetim kadrolarından en küçük örgütlerine kadar, geçmişin fedakâr idealistlerinden çok uzak bir görüntü sergiliyor. Savaş meydanlarında, yokluk içinde ülke kuran öncüllerinin aksine, bugünkü CHP’liler, akşamları rakı masalarında devrimcilik oynayan, sabah olduğunda ise statükonun en büyük savunucularından biri olmaya devam eden bir zihniyetin temsilcileridir. Kendilerine elitist bir misyon biçen bu çevreler, halkla bağlarını tamamen koparmış, yalnızca kendi küçük dünyalarında birbirlerini alkışlayan bir yapıya dönüşmüştür.
CHP’nin bugünkü seçmeni de parti yönetiminden farksızdır. Gerçek bir mücadeleye girmek yerine, sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak veya birbirlerine entelektüel tartışmalarla üstünlük kurmaya çalışarak tatmin olurlar. “Atatürkçü” olduklarını iddia ederler, fakat Atatürk’ün idealleri uğruna bedel ödemeyi akıllarından bile geçirmezler. Onlar için Atatürk bir fikir değil, rozetlerinde taşıdıkları bir marka olmuştur.
Sanatta, edebiyatta ve kültürde de söz sahibi olan bu kesim, korkaklıklarını ve eylemsizliklerini örtbas etmek için sahte bir aydın kimliği ile toplum üzerinde tahakküm kurmaya çalışır. Kendi küçük çevreleri dışında gerçek halkın ne yaşadığını bilmezler, çünkü gerçek halkın arasına karışmaktan dahi korkarlar.
Sonuçta, bugünkü CHP, altı ok’un taşıdığı devrimci ruhtan uzak, halkın sorunlarını umursamayan, siyaseti sadece kendi kişisel ikballeri için araç olarak kullanan, fakat Atatürk’ün mirasını kullanarak kendilerini temize çıkarmaya çalışan bir şerefsizlik anıtına dönüşmüştür