Tarih boyunca Türk Milleti, ordu-millet anlayışıyla varlığını sürdürmüş, devletinin bekâsını ordu disiplinine ve milletin iradesine dayandırmayı esas almıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı ve sonrasında inşa edilen modern Türkiye Cumhuriyeti, ordusunu siyaset dışı ve tamamen milletin emrinde bir güç olarak konumlandırmıştır. Ancak günümüzde bu temel ilkenin tehdit altında olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz.
5 Şubat 1938 ve Bugün
5 Şubat 1938’de Almanya’da Adolf Hitler, ordu üzerindeki kontrolünü tam anlamıyla ele geçirerek Alman askeri yapısını tamamen Nazi ideolojisinin bir aracı haline getirdi. Bu gelişmeyi dikkatle takip eden Mustafa Kemal Atatürk, KUVVA organizasyonunun yeniden hayata geçirilmesi için gizli bir talimat vermişti. Atatürk, siyasileşmiş orduların uluslara felaket getirdiğini tarihsel olarak biliyor ve bu duruma karşı önlem almak istiyordu. Vefatından sonra da bu öngörüsü haklılığını ortaya koymuştur.
Türk tarihine baktığımızda, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sürecinde orduyu siyaset üstü bir milli güç olarak düzenlediğini görmekteyiz. Kuva-yı Milliye, başlangıçta yerel direniş gücünü oluşturmuş, ancak Atatürk’ün emirleriyle düzenli orduya katılarak ulusun ortak iradesini temsil eden disiplinli bir yapıya dönüşmüştü.
Ancak bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) giderek siyasileştiği, özellikle mevcut iktidar tarafından bir güç aracı olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Kendini başkomutan olarak lanse eden yöneticiler, aslında Türk Milleti’ni bölmek, orduyu belirli bir zümrenin kontrolüne almak için tehlikeli bir oyun oynamaktadır.
TSK’nın Siyasileşmesi Kabul Edilemez
Ordu, bir devletin en temel unsurlarından biridir. Ancak bu unsur, yalnızca milletin bekâsı ve devletin varlığı için var olmalı, herhangi bir siyasi ideolojinin ya da parti yöneticisinin oyuncağı haline getirilmemelidir. Günümüzde ordu üzerindeki siyasi baskılar, liyakat yerine sadakatin ön plana çıkarılması, emir-komuta zincirinin bozulması gibi sorunlar, devletin geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Atatürk’ün “Ordu, siyasetin dışında tutulmalıdır” ilkesi, bugün her zamankinden daha fazla anlam kazanmaktadır. Orduyu bir partinin arka bahçesine dönüştürmek, yalnızca askeri düzeni bozmakla kalmaz, aynı zamanda ulusal güvenliği de tehlikeye atar.
Türk Milleti’nin Tutumu Ne Olmalı?
Türk Milleti, tarih boyunca siyasileşmiş orduların getirdiği felaketleri görmüştür. Darbeler, vesayet rejimleri ve keyfi uygulamalar, milletin hafızasında derin izler bırakmıştır. Ancak bugün yaşanan durum, farklı bir tehdidi içermektedir: Orduyu kendi ideolojisine uygun hale getiren bir siyasi anlayış, aslında devleti tek bir zümrenin eline bırakma çabasıdır.
Bu noktada, milletin en büyük görevi, TSK’nın siyasileşmesine karşı tepkisini ortaya koymak, ordunun asli görevine dönmesini sağlayacak bir bilinç oluşturmaktır. Milletin iradesiyle belirlenen sivil otoriteye bağlı, ancak siyasi ideolojilerden uzak bir ordu yapısı korunmalıdır. Bugün önemli olan, Türk Milleti’nin Atatürk’ün mirasına sahip çıkması, TSK’yı yeniden milletin ordusu haline getirecek bir irade ortaya koymasıdır. Unutulmamalıdır ki, ordusunu siyasetten uzak tutamayan bir millet, kendi kaderini de başka güçlere teslim etmiştir. Türk Ordusu, Türk Milleti’nin emrinde ve sadece vatanın savunması için var olmalıdır. Bu bilinçle hareket edilmezse, gelecek nesiller tarih kitaplarında bugünü kara bir leke olarak hatırlayacaktır.