Evrenin en parlak ve en büyük yıldızları, ömürlerinin sonunda muazzam bir enerji patlamasıyla son bulur ve ardından bir kara delik meydana gelir. Bu, bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçeği metafor olarak siyasete ve seçimlere uyarlarsak, karşımıza daha derin bir anlam çıkmaktadır.
Bugün yaşanan gelişmeler de bu kozmik döngüye benzemektedir. Ekrem İmamoğlu’nun ifade vermesinin ardından serbest bırakılması, adliye önünde toplanan binlerce insanın varlığı, bir yıldızın sönüşünü engelleme çabası gibiydi. Ancak bu çaba, yıldızın ömrünü uzatmaktan öteye gidemedi. Çünkü asıl belirleyici olan, sistemin kendisi ve onun çekim gücüydü.
Aynı gün Meclis’ten geçen bir yasa ile Devlet Denetleme Kurumu, Cumhurbaşkanı iradesine doğrudan bağlanarak, belediye başkanları da dahil olmak üzere kamu görevlilerini sorgusuz sualsiz görevden alma yetkisini kazandı.(Bunu daha önce yazmıştım) İşte bu nokta, metaforumuzun kırılma anıdır. Parlak yıldız, görünürde varlığını sürdürse de, gerçekte sönüşü başlamıştır ve bu çöküş, kaçınılmaz bir kara delik yaratmaktadır.
Ancak burada bir zaman ve algı farkı devreye giriyor. Yıldızların ölümü anında gerçekleşmez; onların yok oluşu, bize ulaşan ışığın gecikmesi nedeniyle bir süre daha gözlemlenebilir. Siyasette de halk ile yöneticiler arasındaki mesafe, tıpkı uzay boşluğundaki ışık ve zaman farkı gibi işler. Halk, yıldızın aslında çoktan çöktüğünü fark edemez ve ona enerji vermeye devam eder. Oysa yıldız artık bir kara deliğe dönüşmüş ve çevresindekileri içine çekmeye başlamıştır.
Bugün, siyaset sahnesinde de benzer bir süreç işlemektedir. Birçok kişi, eski ışığa aldanarak yıldızın hâlâ parladığını sanmaktadır. Oysa sistemin iç dinamikleri ve çıkar ilişkileri, gerçekte çoktan bir çöküş başlatmıştır. Mevcut yapı, geniş bir kütle çekim gücü yaratarak, sadece muhalif figürleri değil, halkın kendisini de içine çeken bir kara deliğe dönüşmüştür.
Tarih boyunca büyük dönüşümler, halkın bu farkındalığı kazanmasıyla başlamıştır. Eğer bu döngü fark edilmezse, enerji kaybedilir ve sistem, genişleyerek daha fazla alanı yutmaya devam eder. Ancak farkına varanlar, bu çekim gücüne karşı koyarak yeni bir yıldızın doğmasını sağlayabilirler.
Sonuç olarak, bugün Türkiye siyasetinde yaşananları sadece anlık gelişmeler olarak değil, daha büyük bir dönüşüm süreci içinde değerlendirmeliyiz. Parlak yıldızların çöküşü kaçınılmaz olabilir, ancak yeni yıldızlar doğuracak bilinç ve hareket, halkın elindedir. Soru şu: Karanlığın içinde mi kaybolacağız, yoksa yeni bir ışık mı yaratacağız?