İNSANLIK VE PARASAL DÜZEN: MEŞRUİYETİN TEMELLERİ

İnsanlık tarihi boyunca, ekonomik düzenler toplumsal yapıyı belirleyen en önemli unsurlardan biri olmuştur. Paranın ortaya çıkışı, değiş tokuş ekonomisinden daha karmaşık bir sisteme geçişin bir parçasıdır. Ancak, zamanla para yalnızca bir değişim aracı olmaktan çıkmış, insan ilişkilerini, değer yargılarını ve hatta adalet anlayışını bile şekillendiren bir güç hâline gelmiştir. Bugün geldiğimiz noktada, parasal düzen insanlığın hizmetinde mi, yoksa insanlık mı bu düzene hizmet etmek zorunda bırakılıyor? İşte bu soru, toplumsal vicdanı uyandırmak ve insanı merkeze alan bir sistem kurmak için sorulması gereken en önemli sorulardan biridir.

Paraya Karşı Olmak, İnsanlığa Karşı Olmak Mıdır?

Bir düzene karşı çıkmak, onun yerine neyin konulacağıyla anlam kazanır. Parasal sistem, insan emeğini ve üretimi bir değer ölçütüne bağlamış; ancak bu süreç, adil ve eşitlikçi bir dağılım sağlamadığı sürece bir avuç insanın elinde güçlenerek toplumsal tabakalaşmayı derinleştirmiştir. O hâlde, paraya karşı olmak aslında adaletsizliğe, tekelleşmeye ve insan emeğinin sömürülmesine karşı çıkmaktır. İnsan, kendi emeğinin karşılığını adil şekilde alamıyorsa, sistemin kendisi insan karşıtı bir mekanizma hâline gelmiş demektir.

Bu bağlamda, paranın olmadığı ya da en azından bugünkü gibi bir tahakküm aracı olarak kullanılmadığı bir düzeni savunmak, insan doğasına aykırı değil; bilakis, insan onurunu savunan bir duruşun ta kendisidir. Paylaşımın, üretimin ve emeğin kıymet gördüğü bir sistem kurmak, insanlık adına yapılacak en büyük adaleti tesis etme çabasıdır.

Egemenliği Kim Kullanıyor?

Bugünkü ekonomik düzenin en büyük problemi, paranın belirli ellerde yoğunlaşarak siyasi, hukuki ve sosyal mekanizmaları kontrol eder hâle gelmesidir. Bir kısım, her yolu kullanarak kendini güçlendirme çabasına girerken, geri kalanların yolları kesilmektedir. Sermaye, sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik bir araç hâline gelmiş; bireylerin ve toplumların özgürlüğünü sınırlayan bir enstrüman olarak kullanılmaktadır.

O hâlde, parasal düzenin merkezîleşmesine, servetin birkaç elin kontrolünde olmasına ve emeğin karşılığının alınamamasına karşı çıkmak, yalnızca ekonomik bir talep değil, doğrudan insani bir haktır. Egemenlik, bir avuç elitin değil, halkın olmalıdır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, yalnızca siyasi bir ilke değil, ekonomik bir hedef olarak da değerlendirilmelidir. Üretim ve refah, toplumun tamamına yayılmadığı sürece, gerçek egemenlik sağlanamaz.

Meşruiyetin Dayanağı: İnsan İçin Ekonomi

Meşruiyet, bir yönetim veya düzenin toplum nezdinde kabul görmesiyle ilgilidir. Peki, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik düzen ne kadar meşrudur? Eğer bir sistem, halkın büyük bir kesimini açlık sınırında yaşatıyor, emeğini sömürüyor, bireyleri borçla esir alıyorsa, bu düzenin gerçek bir meşruiyeti olduğu söylenebilir mi?

O hâlde, insanı merkeze alan yeni bir sistemin inşası gerekmektedir. Bu, yalnızca ekonomik reformlarla değil, toplumsal bilinçlenme ve örgütlenmeyle mümkündür. Eğer halk, kendisine dayatılan ekonomik prangaları fark eder ve bir araya gelirse, bu hareket yalnızca ekonomik bir dönüşüm değil, aynı zamanda tarihsel bir adalet mücadelesi olacaktır.

Çözüm: Üretim ve Paylaşımın Yeni Modeli

Bir toplumun gerçek refahı, sadece ekonomik büyüklükle değil, üretim ve paylaşım dengesinin adil olmasıyla ölçülür. Kapitalist model, üretimi artırmayı hedeflerken paylaşımı göz ardı etmiş; sosyalist model ise paylaşımı hedeflerken üretimde sürdürülebilirliği yakalamakta zorlanmıştır. O hâlde, insan merkezli yeni bir model oluşturmak gereklidir:

Üretim Temelli Ekonomi: Paraya değil, gerçek üretime dayalı bir ekonomik yapı kurulmalıdır. Tarım, sanayi ve teknoloji alanlarında kendi kendine yetebilen bir toplum oluşturmak, paranın baskısını kıracaktır.

Doğrudan Halkın Egemenliği: Ekonomik sistem, halkın doğrudan karar verebildiği mekanizmalar üzerine inşa edilmelidir. Halkın doğrudan meclise girmesi, Yerel üretim kooperatifleri, toplum temelli finans sistemleri gibi modeller, servetin adil dağılımını sağlayabilir.

Adil Paylaşım Mekanizmaları: Herkesin emeğinin karşılığını aldığı, servetin tabana yayıldığı ve fırsat eşitliğinin sağlandığı bir model inşa edilmelidir.

Bu doğrultuda, parasal sistemin yerine neyin konulacağına dair bir vizyon geliştirmek ve bunu topluma anlatmak, insanlık adına bir sorumluluktur.

Sonuç: Birleşmek, Uyanmak ve Kurmak

Bugün dünyada, ekonomik sistemin yarattığı adaletsizliklere karşı uyanış başlamış durumda. Ancak uyanış yetmez; birleşmek ve yeni bir düzen inşa etmek gerekir. Bir avuç sermaye sahipleri kendi güçlerini pekiştirmek için örgütlü bir şekilde hareket ederken, halkın örgütsüz ve parçalanmış kalması, eşitsizliği daha da derinleştirir.

O hâlde, adalet için, paylaşım için, insan onuru için birleşmek, halkın egemenliğini ekonomik alanda da tesis etmek gerekir. Bu hareket, yalnızca bir ekonomik reform değil, aynı zamanda insanlığın özüne dönüş hareketidir. Meşruiyet, halkın refahında ve iradesinde saklıdır. Eğer halk kendi yolunu açmak için birleşirse, işte o zaman gerçek anlamda bir meşruiyet hareketi başlamış olacaktır.

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir