EKREM İMAMOĞLU’NUN ERDOĞAN’A KARŞI CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİ KAZANIP KAZANAMAYACAĞI BİRÇOK FAKTÖRE BAĞLI. BUNU GENEL HATLARIYLA DEĞERLENDİRELİM:

İmamoğlu’nun Avantajları

İstanbul Başarısı: 2019’da iki kez İstanbul seçimlerini kazanarak güçlü bir siyasi figür olduğunu kanıtladı. İstanbul gibi kritik bir şehri yönetmesi ona ulusal çapta popülerlik kazandırdı.

Genç ve Dinamik İmaj: Seçmen nezdinde genç, dinamik ve kapsayıcı bir lider olarak görülüyor. Özellikle şehirli ve genç seçmenden destek alıyor.

Muhalefetin Ortak Adayı Olursa:

Eğer geniş bir muhalefet bloğu onu desteklerse, kazanma ihtimali artar.

Ekonomik Kriz: Erdoğan’ın yönetiminde artan ekonomik sorunlar, seçmenin değişime yönelmesine neden olabilir.

İmamoğlu’nun

Dezavantajları

Devlet Gücü ve Medya: Erdoğan, devletin tüm imkanlarını ve medya gücünü kullanarak İmamoğlu’nun önünü kesebilir. Davalar, yasaklar ve siyasi engellerle karşılaşması muhtemel.

Muhalefet İçindeki Bölünmeler: CHP içindeki klikler veya muhalefet partileri arasındaki uyumsuzluk İmamoğlu’nun adaylığını zayıflatabilir.

Anadolu’daki Karşılığı: İstanbul’da popüler olabilir, ancak Anadolu’da Erdoğan kadar güçlü bir tabanı yok. Erdoğan’ın muhafazakar seçmendeki ağırlığını kırması zor olabilir.

Seçim Güvenliği: 2023 seçimlerinde olduğu gibi, devletin kontrol ettiği seçim süreci, İmamoğlu’nun kazanmasını zorlaştırabilir.

Eğer muhalefet onu ortak aday olarak destekler, ekonomik kriz derinleşir ve seçim güvenliği sağlanırsa İmamoğlu’nun kazanma şansı var. Ancak devlet gücü, medya hakimiyeti ve Anadolu’daki muhafazakar seçmen faktörü düşünüldüğünde, Erdoğan karşısında kazanması oldukça zor olabilir hatta imkansız gibidir.

Birde buradan bakarsak

Eğer Erdoğan gerçekten çekilmek istiyorsa, kendi döneminde işlenen hukuksuzlukların soruşturulmaması karşılığında İmamoğlu’na alan açıyor olabilir.

Buna göre de senaryo yapalım:

Erdoğan’ın Geri Çekilme Motivasyonu

Ekonomik kriz, halk desteğinin azalması ve uluslararası baskılar Erdoğan’ı geri çekilmeye itebilir.

Sağlık durumu veya ailesinin güvenliği gibi kişisel faktörler etkili olabilir.

Yönetimde kalmaya devam etmenin riskleri ağırlaşabilir; içerideki güç dengeleri ve çıkar grupları farklı bir modele geçişi tercih edebilir.

Geçiş Sürecinde Güvence Arayışı

Eğer böyle bir pazarlık yapılıyorsa, Erdoğan kendisi ve yakın çevresi için hukuki dokunulmazlık ve ekonomik güvenceler talep edebilir.

Bunun için:

İmamoğlu gibi Batı destekli, nispeten yumuşak bir figür sahneye sürülebilir.

Derin devlet ve büyük sermaye grupları, Türkiye’nin krizden çıkması için bir restorasyon sürecine girebilir.

“Gizli uzlaşmayla” Erdoğan sonrası dönemin dizayn edilmesi mümkün olabilir.

İmamoğlu Bu Anlaşmaya Uyar mı?

İmamoğlu, CHP içinde daha “ılımlı” bir lider olarak görülüyor. Batı ile ilişkileri kuvvetli ve finans çevreleri tarafından kabul edilebilir bir figür.

Eğer bir uzlaşıyla aday yapılıyorsa, “geçiş dönemi lideri” olabilir ve Erdoğan’ın yargılanmasını engelleyecek bir politika izleyebilir.

Ancak bu durum, halkın ve özellikle muhalif seçmenin sert tepkisini çekebilir.

Sonuç: Kontrollü Geçiş mi, Gerçek Değişim mi?

Eğer böyle bir plan varsa, Erdoğan sonrası dönemde sert bir hesaplaşma olmayacak, “ılımlı bir restorasyon” süreci yaşanacaktır.

Ancak, halk bu tür pazarlıkları kabul eder mi? Gerçekten bir değişim isteniyorsa, bu anlaşmalar bozulabilir mi?

Eğer böyle bir senaryo gerçekleşirse, yeni yönetimin ömrü büyük ölçüde halkın tepkisine bağlı olacaktır. Başlangıçta sessiz kalan kitleler, zamanla gerçek bir değişim yaşanmadığını hissederse yeni bir siyasal dalga doğabilir.

Birde bu soruya cevap arayalım.

Erdoğan adayım demedi, İmamoğlu neden onu muhatap alıyor?.

Bu çok önemli bir nokta. Erdoğan şu ana kadar 2028 seçimlerinde aday olacağını açıkça ifade etmedi. Ancak İmamoğlu, sanki Erdoğan kesin aday olacakmış gibi onu doğrudan hedef alıyor. Bunun birkaç nedeni olabilir:

Erdoğan’ın Gölgesi Hâlâ Siyasetin Üzerinde

Erdoğan, adaylığını açıklamasa bile iktidarın başında olduğu için İmamoğlu’nun siyasi stratejisi ona karşı konumlanmak üzerine kurulu olabilir.

Muhalefet seçmeninde Erdoğan karşıtlığı güçlü olduğu için, İmamoğlu bu duyguyu diri tutarak kendi kitlesini konsolide etmeye çalışıyor olabilir.

AKP’de liderlik krizi mi var?

Erdoğan aday olmayacaksa, AKP içinde yeni bir lider çıkarmakta zorlanabilir.

Mevcut alternatifler Erdoğan kadar güçlü bir figür değil.

İmamoğlu, AKP’nin yeni bir lider çıkarmasını beklemek yerine Erdoğan’a odaklanarak güçlü bir rakip algısı yaratmaya çalışıyor olabilir mi?

Kontrollü Bir mücadele mi var?

Eğer Erdoğan, bir geçiş süreci planlıyorsa, İmamoğlu onun “gölge rakibi” olarak sahneye sürülmüş olabilir.

Böylece hem muhalefet tabanı diri tutulur hem de Erdoğan sonrası sistem için “ılımlı bir değişim” zemini hazırlanır.

İmamoğlu, Erdoğan’ı doğrudan muhatap alarak halkın dikkatini AKP içindeki diğer figürlere değil, kendisiyle Erdoğan arasındaki mücadeleye çekmeye çalışıyor olabilir.

İmamoğlu’nun Stratejik Hatası mı?

Eğer Erdoğan aday olmayacaksa, İmamoğlu’nun sürekli Erdoğan’ı hedef alması siyasi olarak yanlış bir strateji olabilir.

Çünkü AKP içinde başka bir aday çıkarsa, İmamoğlu yanlış bir rakiple savaşmış olur ve enerjisini yanlış yere harcamış olur.

Örneğin, AKP yeni bir isimle çıkarsa ve İmamoğlu sürekli Erdoğan’ı hedef almışsa, bu yeni aday “ben Erdoğan değilim” diyerek avantaj sağlayabilir.

Sonuçta İmamoğlu’nun Erdoğan’ı sürekli muhatap alması, ya onun gölgesinden çıkamamak ya da Erdoğan’ın bilinçli olarak muhalefeti belirli bir çerçeveye sıkıştırmasıyla ilgili olabilir. Eğer Erdoğan gerçekten çekilmeyi planlıyorsa, İmamoğlu’nun stratejisi boşa düşebilir ve AKP’nin yeni adayı karşısında hazırlıksız yakalanabilir.

Eğer, ılımlı geçiş planı olacaksa ve uygulanıyorsa Erdoğan PARTİNİN başına geçer mi?

Eğer ılımlı geçiş planı gerçekten uygulanıyorsa, Erdoğan tamamen sahneden çekilmek yerine partinin başında kalabilir. Bunun birkaç nedeni var:

GÜÇTEN TAMAMEN VAZGEÇMEMEK

Erdoğan, doğrudan Cumhurbaşkanlığı yetkilerini bıraksa bile, AKP’nin başında kalarak perde arkasından kontrolü elinde tutabilir.

Böylece yeni Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, Erdoğan’ın etkisi devam eder ve “garanti altına alınmış” bir sistem kurulur.

RUSYA MODELİ: PUTİN – MEDVEDEV FORMÜLÜ

2008’de Putin, anayasal engeller nedeniyle başkanlığı Medvedev’e devretti ama Başbakan olarak perde arkasında gerçek gücü korudu.

Erdoğan da AKP’nin başında veya başka bir devlet pozisyonunda kalarak benzer bir model kurabilir.

GÜVENCE VE DOKUNULMAZLIK MESELESİ

Erdoğan, siyasetin içinde PARTİNİN BAŞINDA kalırsa, kendisi ve yakın çevresi için hukuki güvenceyi daha sağlam bir zemine oturtabilir.

AKP’nin başında kalmak, yeni Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, Erdoğan’ı tamamen devre dışı bırakmasını zorlaştırır.

YENİ LİDERİN KONTROLÜNDE ZORLANMAK İSTEMEMESİ

Erdoğan’ın yerine biri geçerse, o kişi zamanla kendi gücünü pekiştirebilir ve Erdoğan’ı tamamen devre dışı bırakabilir.

Eğer AKP’nin başında kalırsa, yeni Cumhurbaşkanını “kontrol altında” tutarak, kendi politikalarının devam etmesini sağlayabilir.

AKP’DE LİDERLİK BOŞLUĞU

Erdoğan’ın yerine AKP’de güçlü bir liderin çıkması çok zor.

Şu an partide en güçlü figür Erdoğan. Eğer tamamen çekilirse, AKP içinde liderlik savaşı başlar ve parti dağılabilir.

Bunu engellemek için partinin başında kalarak dengeleri kontrol edebilir diyebiliriz.

SONUÇ: ERDOĞAN SAHNEDE KALMAYA DEVAM EDER Mİ?

Eğer ılımlı geçiş planı uygulanıyorsa, Erdoğan AKP’nin başında kalarak siyasi etkisini sürdürmek isteyebilir. Amaç, gücü tamamen bırakmadan, kendisi için güvenli bir sistem oluşturmak olabilir.

Ancak bu planın başarılı olması için halkın tepkisinin iyi yönetilmesi gerekiyor. Eğer halk, bunun sadece bir “kontrollü geçiş oyunu” olduğunu anlarsa, sürecin istenildiği gibi gitmeme ihtimali de var. Meselenin özü burası. Bu oyun üzerinde düşünce geliştirmek ve etrafımıza olanca dağıtabilmek için mücadelenin halk tabanına indirilmesi gerekir.

Sence Erdoğan AKP’nin başında kalarak perde arkasında gücü korumak isteyecek mi, yoksa tamamen geri mi çekilecek sorusuna senaryoda bakarsak, Erdoğan’ın AKP’nin başına geçmesi en mantıklı senaryo gibi görünüyor. Böylece hem güçten tamamen kopmamış olur hem de kendisi ve çevresi için güvenli bir geçiş süreci sağlar.

Eğer bu plan uygulanırsa:

Yeni Cumhurbaşkanı “ılımlı” bir isim olur (örneğin İmamoğlu gibi).

Erdoğan, AKP’nin başında kalarak hem hükümeti hem de bürokrasiyi yönlendirmeye devam eder.

Derin hesaplaşma yaşanmaz, Erdoğan ve çevresine dokunulmaz.

Ekonomik toparlanma ve Batı ile ilişkiler düzeltilirken sistemin ana yapısı korunur.

Bu, AKP içindeki çıkar grupları için de en risksiz senaryo olur. Çünkü Erdoğan tamamen giderse, parti içinde liderlik savaşı çıkabilir ve parti zayıflayabilir.

Ancak burada kritik soru şu: Muhalefet ve halk, böyle bir “kontrollü değişim” senaryosunu kabul eder mi? Yoksa zamanla bu plana karşı yeni bir toplumsal hareket doğar mı derseniz, sonuçta ÜLKEDE DEMOKRATİK OLARAK SİYASET BİTMİŞ ve HALKIN SİYASİ kulvarları doğrudan doldurması gerekliliği zaten benim yıllardır savunduğum görüştür. Bekleyip göreceğiz. Ancak savaşmaya hazır ol.

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir