BİRAZDA TARİHE BAKALIM

1-Atatürk dönemi Türk dış politikasında ülkenin tam bağımsızlığının sağlanması ve sürdürülmesi ana esastır.

2-Öncelikle Türkiye’nin güvenliğini esas alarak hiçbir ulusun karşısında olmayan barışçı bir tutum ve ulusal bir siyaset izlenecektir.

Bu ilke daha sonra “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” şeklinde özetlenecektir.

Atatürk’e göre, “Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne denmemelidir. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alakadar olmalıyız. Hadise ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır.

3- Sömürgecilik ve emperyalizm uluslararası ahenk ve iş birliğine zarar vermektedir. Onların sonu er geç geldiğinde yeni bir ahenk ve iş birliği çağı hâkim olacaktır.

1923-1938 döneminde Türk Dış Politikası bu temel ilkeler çerçevesinde şekillenmiştir.

Bu şekilde şekillenen Türk dış siyasetinin amacı Atatürk tarafından açıklanmıştır:

“Hiç kimsenin hakkına el uzatmak istemediğimiz gibi başkalarının da yaşama ve bağımsızlık hakkımıza saygı gösterilmesinden başka bir isteğimiz yoktur.

Ulusal sınırlarımız içinde yabancıların işlerimize el sokmalarından uzak olarak her uygar ulus gibi özgür yaşamaktan başka bir amacı olmayan Türk
ulusunun bu yasal hakkı sonunda insanlık ve uygarlık dünyasınca kabul edilecektir.

Meclisimiz ve meclisimizin hükûmeti savaş ve serüven düşkünü olmaktan uzaktır. Tersine, barışı ve esenliği yeğler. Özellikle insancıl ve uygar ülkelerinin gerçekleşmesinden yanadırlar. İşte bu ilkeler doğrultusunda gerek Doğu gerek Batı dünyasıyla iyi ilişkiler ve dostluk bağları ararlar.”

Türkiye bu dönemde her şeyden önce tam bağımsız ve egemen bir devlet olarak kendisine eşit muamele beklemiştir. Tarihî sürecin hesabını ve kinini gütmemiş, barış ve denge politikalarına dayalı bir siyaset izleyerek hem bölge devletlerle hem de uluslararası güçlerle ilişkilerini belli bir seviyede tutmuştur.

4-Musul Sorunu ve Irak ile İlişkiler
Musul, İngiltere tarafından 15 Kasım 1918’de işgal edilmiştir. İşgal Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında gerçekleşmiştir.

Musul, Ulusal sınırları belirleyen Misak-ı Millî sınırları içerisindedir. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması sonrasında Musul sorunu Lozan görüşmelerinin önemli konularından biri hâline gelir. Mondros Ateşkes Anlaşması koşullarınca taraflar, 30 Ekim 1918 tarihi itibariyle silah bırakma zorunda iken İngiltere, bu kuralı ihlâl ederek ileri harekatı sürdürmüş ve Musul’u işgal etmiştir.

“Türkiye açısından Musul; Misak-ı Millî sınırları içinde ve “ayrılmaz bir parçası” olduğundan alınması gereken bir yerken, İngiltere de zengin petrolleri ve Hindistan yolunun güvenliği nedeniyle elde etmek istemekteydi.”
Lozan Barış Konferansı sırasında Musul sorununun çözümü, ilk olarak Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak özel görüşmelere bırakılmıştır. Ancak görüşmeler çıkmaza girmiş ve bir sonuç alınamamıştır. Resmî görüşmeler başladığında Türkiye Musul’un kendisine bırakılması gerektiğini savunmuş; Misak-ı Millî’yi hatırlatmıştır. İngiltere ise Türkiye’nin isteğine karşı çıkarak Türkiye’nin bölge halkının eğilimlerine göre karar verilebilmesi için yaptığı plebisit önerisini İngiltere temsilcisi Lord Curzon “Bölge halkının oy verme alışkanlığı olmadığı ve plebisitin amacını anlamayacakları” gerekçesiyle reddetmiştir. Musul sorununun Lozan görüşmelerini giderek sıkıntıya sokması üzerine Musul sorunu, Lozan Konferansı’nın II. Dönemi’nde ele alınmamıştır.

Lozan anlaşmasının 3. maddesi; “Türkiye-Irak sınırının, anlaşmanın imzalanmasından sonra 9 ay içinde Türkiye ve İngiltere arasında tayin edileceği; eğer bu sürede sorun çözülmezse anlaşmazlığın milletler cemiyetine götürülmesini karara bağlamıştır.”

Sorunun çözülmesi amacıyla 19 Mayıs 1924’te İstanbul’da Haliç Konferansı toplanmıştır. Türkiye’yi Fethi Okyar, İngiltere’yi Sir Percy Cox temsil etmiştir. Bu görüşmelerde taraflar eski görüşlerinde ısrar etmişler ve görüşmeler 5 Haziranda sonuçsuz dağılmıştır. Görüşmelerin tıkanma nedeni İngiltere’nin konuyu kurucusu olduğu Milletler Cemiyeti’ne götürerek kendi lehine sonuçlandırma isteğidir. Nitekim konu Milletler Cemiyeti’nde 20 Eylül 1924’te görüşülmeye başlamıştır.

Konunun Milletler Cemiyeti’ne intikali ile ilgili dönemin Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın görüşleri şöyledir: “ İngiltere hükûmetince bu meselede takip edilen hareket hattı Türkiye Hükûmeti’nin Lozan’da kabul etmediği neticeyi başka nam ve şekiller altında oldu bitti yapmaktan ibaret Milletler Cemiyeti konseyindeki görüşmelerde Türkiye eski görüşlerinde ısrar etmiştir. Musul’da bir halk oylaması yapılmasını ve Musul’un geleceğine burada yaşayan halkın karar vermesi gerektiğini savunmuştur.

İngiltere Lozan görüşmelerindeki gerekçelerini tekrarlayarak bu görüşe karşı çıkmıştır. görüşmeler esnasında Musul sınırında İngiltere ve Türkiye kuvvetleri arasında
silahlı çatışmalar yaşanmış, İngiltere 9 Ekim 1924’te Türkiye’ye nota vererek Türk kuvvetlerinin kendileri tarafından belirlenen geçici sınırın arkasına çekilmesini talep etmiştir. Bu durum üzerine Türkiye geçici bir sınır tespiti yapılabilmesi için milletler cemiyetine başvurmuştur. Konuyu incelemek ve araştırmak üzere üye ülkelerden kurulacak bir araştırma komisyonu kurulmasına karar verilmiştir.

Üçlü Komisyon Macar eski başbakanı Kont Teleki, Belçikalı Albay Paulis ve İsveçli Wirsen’den oluşmuştur.

Komisyon çalışmalarına başladığı sırada Şeyh Sait isyanı çıkmış ve Türkiye bu isyan ile uğraşmak durumunda kalmıştır.

Üçlü komisyon hazırladığı raporu 16 Temmuz 1925’te Milletler Cemiyeti’ne sunmuştur.

Rapora göre; “Musul’da bir halk oylamasının yapılmasının imkânsız olduğu, Musul’un Irak’ın bir parçası sayılması gerektiği, Irak’ın 25 yıl süreyle İngiltere’nin mandası altında kalması ve Musul’un Irak’a bırakılmasının en iyi çözüm olduğu” belirtilmiştir.

Bu rapor ile İngiltere istediğini almıştır. Türkiye rapora itiraz ederek Milletler Cemiyeti’nin bağlayıcı karar alamayacağını bağlayıcı karar için tarafların olumlu oylarının gerektiğini öne sürmüştür. Bunun üzerine Milletler Cemiyeti Konseyi konuyu, Milletlerarası Daimi Adalet Divanına gönderir. Divanın kararına göre Konsey; Lozan Anlaşmasının 3. maddesi ile kendisine tanınan yetki ile bağlayıcı karar alabilir; taraflar anlaşmayı imzalayarak bu bağlayıcılığı kabul etmişlerdir.

Kararın ise oy birliği ile alınması gerekir ancak taraflar oylamaya katılamaz. Konsey’in Misak-ı Millî yokmuş gibi davranarak hakem rolü oynaması hukuk dışı politik bir manevradır. Adalet konseyi de o devirde İngiltere ve Fransa’nın kontrolünde olan Milletler Cemiyeti’yle bağlantılı bir kurum olarak farklı bir karar verememiş ve politik olan konsey kararını desteklemiştir. Bu karar sonrası Türkiye 16 Aralık 1925’te temsilcisini geri çeker.

Türkiye bu kararlar karşısında daha fazla direnememiştir. Uzun ve yıpratıcı bir savaştan çıktığı ve içeride ve dışarıda çözüm bekleyen pek çok sorunu olması ayrıca güney doğu bölgesinde çıkan Şeyh Sait İsyanı nedeniyle yumuşamış ve İngiltere ile görüşmelere yeniden başlayarak 5 Haziran 1926’da “Hudut ve Münasebeti Hasenei Hemcivarı Ankara Muahedenamesi” imzalanmıştır.

Anlaşmaya göre; Türkiye ve Irak arasındaki sınır hattı 20 Ekim 1924 tarihli Milletler Cemiyeti kararına göre belirlenir ve Irak’ın petrol şirketlerinden alacağı aidatın % 10’u 25 seneliğine Türkiye’ye bırakılır. Türkiye’de 500.000 İngiliz lirası karşılığı bu hakkından vazgeçer.

Türkiye’nin burada geri adım atmasının en önemli nedeni ise içeride çıkan karışıklıklar ve uluslararası arenada İngiltere tezleri karşısında yalnız kalmasıdır.

İngilizlerin Musul sorununu müttefik devletlerinde ilgisini çekerek çok taraflı bir hale sokmaları, İngiltere’nin Milletler Cemiyeti’ne konunun sevk edilmesini sağlamasını kolaylaştırmış ve istediğini elde etmesini sağlamıştır. Türkiye-Irak sınırının bu şekilde çözümü üzerine Türkiye – İngiltere ilişkileri bir süre soğuk seyretmiş ilişkiler 1929 yılından sonra normalleşmiştir. Irak ile olan ilişkiler ise Irak 1930 yılında muhtariyet kazanmasından sonra giderek iyileşmiş ve bu iyileşmenin doruk noktası Sadabat Paktı olmuştur. Türkiye Sadabat Paktı sürecinde Irak ve İran arasında bir uzlaşı unsuru olarak her iki devlet ile ilişkilerini iyi tutmuştur.

Fuat YEŞİLKAYA
11.02.2025

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir