1924 ANAYASASI VE TÜRKİYE’NİN SİYASAL DÖNÜŞÜMÜ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasalarından biri olan 1924 Anayasası, Cumhuriyet’in temel yapı taşlarını oluşturmuş ve on beş yıllık kalkınma döneminde, insanı merkezine alan bir yönetim anlayışıyla yürütülmüştür. Bu anayasa, 1961 yılına kadar yürürlükte kalmış, ancak 1961 Anayasası’nın kabul edilmesiyle değişikliğe uğramıştır. Kimileri 1961 Anayasası’nın Türkiye’ye daha özgürlükçü bir yapı kazandırdığını düşünse de bu görüş gerçeği tam anlamıyla yansıtmamaktadır. Çünkü o değişiklikle, çok partili bir sistemin yolu anayasal olarak açılmış, çıkarcı gurupların partilerin oluşmasıyla ve bununda özgürlük olduğu anlayışıyla özgürlük adı altında millete yutturulmuştur. Aslında bu ve öncesi 1938 sonu başlayan değişim bunu tetiklemiş ve KEMALİZM ilkeleri halkın meclise doğrudan katılım engellenmiştir.

1924 Anayasası, Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra değişime uğramaya başlamış, Kemalizm’in temel ilkeleri yavaş yavaş aşındırılmıştır. Tek parti( İnönü dönemi) döneminden önce halkın doğrudan temsil edildiği bir sistem amaçlanmış, fakat süreç içerisinde yapılan yanlışlarla birlikte emperyalist güçler içeri davet edilmiştir. Çok partili sisteme geçişle birlikte anayasa temel hatlarıyla yerinde kalmış, ancak uygulamada birçok değişikliğe uğramıştır. 1950 seçimleri ile Demokrat Parti iktidara gelirken, 1924 Anayasası hâlâ yürürlükteydi. Bu durum, Halkın anayasadan aldığı kuvvetle iktidara karşı, büyük karşı çıkış ve beklentileri ile iktidar protesto ediliyor ve her kesimde huzursuzluk hakim oluyordu. (MENDERES DÖNEMİ) Bu dönem günümüzle de benzerlikler taşımaktadır. Bunun değiştirilmesi gerekirdi ve değiştirdiler. Burada da askeri kullandılar. Tıpkı 1980 gibi.

Günümüzde de meclisin işlevini büyük ölçü de yitirdiği, yargı ve diğer kurumların ciddi şekilde zarar gördüğü bir süreç yaşanmaktadır. Buna rağmen, belirli kesimler anayasaya uygunluk tartışmaları yaparak hâlâ anayasanın uygulanmasını talep etmektedirler. Ancak, işlevsiz hâle getirilen bir meclisin varlığı karşısında, yasaların fiilen uygulanmadığı bir yönetim anlayışı hâkimdir.

Asıl mesele, çok partili sistemin anayasasının, tek adam yönetimini kurumsallaştıran bir yapıya dönüştürülmek istenmesidir. Bu süreç, demokrasi ve hukuk devleti anlayışına zarar vermekte ve halk iradesini zayıflatmaktadır. Meselemiz, 1924 Anayasanın ruhuna uygun bir yönetim anlayışına geri dönmek, halk egemenliğini yeniden tesis etmek ve hukuk düzenini sağlamak ancak güçlü bir irade ile mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine sahip çıkılması ve Atatürk’ün çizdiği yol haritasına yeniden dönülmesi, ülkenin geleceği açısından kritik bir önem taşımaktadır. Aptal toplumlarda TARİH HEP TEKRAR eder.

yazı görseli olabilir

Tüm ifadeler:

1111

Bunlara da bir göz atın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir